Doyumsuzumm.com

hqdefault
Beğendin mi?
Beğenmediysen bile öyleymiş gibi yap
Özgüvenimi tararsan
Tarar seni yılan gözyaşlarım
Son moda, taze hazırlandı
Plazadan aşırdığım
İthal italik karakterim

 

Altı çizilmiş vurgularımın
Aşırı süslü dantelleri 
Bana öyle bir yetiyor ki 
Yüzeysel samimiyetleri çekmemi 
Ayağıma dolamamı 
Yalanı, dolanı, falanı filanı

 

Felaketin dönemecinde
Biriyle karşılaştım
O da pek bir gizemsiz
Tatlı kör cehaletimdi
Elimi tuttuğunda nedensiz
Genlerime kadar yozlaştım

 

” Doyumsuzummm.com
Aralarında en iyisi
Bulmak istersen beni
Bir tuşta içindeyim
Mutluluk bende gizli (; “

 

Vicdansızlığım tükenmiş 
Marketi ara çabuk!
Uyuyorlarsa da uyandır 
Nihai hislerim geri dönmeden
Gelirken de 
3 beyin 
Getirsinler bana
Hazır indirimdeyken
Kafatasım çatlamadan 
Beyinsizliğimden!

 

Eczaneden 15 kutu ilham satın aldım
Lanet şeylerin etkisi 5 dakikada geçti
3 dakikalık zevkler için
Vardığım noktada tıkandım
Sadece uzanmak istiyorum
Hayır bulutlara değil 
Uçsuz bucaksız egoma

 

Dün gece birkaç
Hakiki hakareti fazla kaçırdım
İyi ki hemen kustum
Biraz da cahillik merhemiyle
Gözlerime perde çekince
Şimdi ermişten bir farkım yok gibi

 

“Mukemmelimmm.com 
Aralarında en mükemmeli
Bulmak istersen beni
3 kere adımı çağır 
Hülyali bir sersem gibi “

 

Ruhsuzların ruhsal çağında
Arafta bir yerdeyim
Ruhsuzların olduğu çağda
Arafta bir yerdeyim
Arafta bir yerdeyim
Reklamlar

Likit Gamze Tortusu

Ve şimdi canlanmamış tümcelerin,

Mağrur fırtınası 

Eşikteki rüzgar,

Uçurumdan kanatlanmayı bekliyor

Likit halde sürülen 

Gamzelerin tortusu, 

Bir şarkıda ebedi yokluğunu vurguluyor 

Şiir gibi madamlar, şiir gibi adamlar 

Yaftalanırken dünya beşiğinde 

Sokak ışığının hiç görülmediği yokuşlarda, 

Bir hayalet edasıyla geçip gidiyorlar

Geriye sadece hayal olarak kalıyorlar 

 

 

Kabarık Etekli Kelebek

 

b87e504248cac92af111ceac90d3925f

 

Islak bir ıslık alnıma doğru verirdi komutasını
Kulağıma dikmeye çalışırdı  
Kum torbasına doldurulmuş öğütleri çok sevdiğim babamın 
Çaldığı nasihatlar paketlenmis evimin önünde dururken çok sevdiğim annemin 
Kabarık etekli bir kadın yaklaştı gittikçe 
 
Nereye döndüğünü bilmeyen bir balerin 
Bakış açımı değiştirdiğimde sola savrulan 
Manevralarıyla sağa kıvrılan istemeden 
Nefret edermiş gibi gözlerini oyduğu kaderinden 
 
Korkuluktan daha korkunçmuşum gibi cephe aldı bana 
Bütün güvensizliği ile 5 metre yaklaştı  
Yere tükürdü ve alev aldı o anda kirpiklerim  
Uyarısını tek hamlede savurdu boynuma  
Rızam yok, buna rağmen beni korur musun” 
Başımı salladığımda koşarak yukarı çıktı  
 
Ayaklarında bir uykusuzluk vardı  
Ciğerleri su toplamış kanı cıvadan beyazlamıştı
Saçına zorla yapıştırılmış aptal altın tokalar  
Düşmesini engellerdi daha fazla bataklığından 
 
Yaralarını sarmamı istedi ürkerek 
Yoldan çıkmamamı ve şeytana uymamamı ümit ederek 
Ona garantisini verdim 
Hiçbir şekilde art niyet ile yaklaşmayacağımı belirterek 
Korktuğu her halinden anlaşılırdı, yanıma geldi güvensizliğini saklamadan 
 
 
Tonlarca gözyaşı akıttık sütyeninin kopçasından  
Kapattırmaya çalıştığı morlukların izini sürdük birlikte  
Kolundaki çıkık damarlara dalarak  
Başladı katliama uğramış benliğinin  
Hikayesini anlatmaya onu yargılamayacağımı hissederek 
 
“Ben çok çok küçükken  
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezken  
Bırakıp babamın elini  
Hiç oynanmamış vaadedilen bir saklambaç uğruna
Niyetini bilmediklerimin ellerinden tuttum sevinçle hiç sorgulamadan “ 
 
” Yüzüme tükürdüler daha hızlı olmam için ,  
Göğsüme mandallarla tutturdular bütün küfürleri  
Canımın yandığını söyledikçe  
Canımın koparıldığını hissettim canımdan ”  
 
” Bir Ağustos akşamıydı 23’ümün 
Yere çömelip ağlarken rutubetli ranzanın altında  
Bana sigarasını uzatmıştı esmer küt saçlı bir kadın  
Çok geçmeden yoldaş olmuştuk o bodrumda  
Çok geçmeden imkansızlıkları kazıp bir ışık bulduk  
Arkamıza bakmadan koştuk  
Ayaklarımız tamamen burkulana kadar çıplak betonlarda ”  
 
“Kendimizi tam kurtulduğumuz anda ele verdik  
Eski bir müşterisi kıstırdığında yolun çaprazında  
Çakımı aldı ve bana ısrarla kaçmamı söyledi  
Kaaaaaaaççç!” 
Karşıya geçtiğimde onun artık bu Dünya’da varolmadığını hissettim”  
 
Rızam yok buna rağmen beni korur musun?  
Lütfen beni koru, başını belaya sokmadan gideceğim yarın gece 
Gideceğim ama lütfen bana bir şey olmasına izin verme 
Lütfen izin verme 
Lütfen izin verme “ 

M.

 

f5217e773ee5417fd18445ae35ec252d

 

Sigaranı geriden sar. Yaz günü bot giy. Takıldığın sokaklar takılmadıklarını kıskansın. Kırmızı beren bütün kafanı kaplasın. Işıklar saçılsın ordan. Köşeye sıkışmışlığın başkalarında yeni tatminler yaratsın. Ve kaybet önüne gelen bütün fazlalıkları, eksikliklerini öyle bir sun ki, noksanlık olarak değil meziyet olarak algılansın. Sofradaki mezelerle dedikodusal füzeler ayakta alkışlansın. İstemsiz atılan bayağılıkların damarları bileklerinde uzanıp gitsin. Caps lock tuşu bir daha hiç düzelmemek üzere açık kalsın. Pembenin ve mavinin içiçe olduğu dumanlarda, rastgele posterler günün anlam ve önemini taşısın. Telefonun bir şarj aletine ihtiyaç olmadığını kanıtlamak için bataryası can verene kadar flaşını patlatsın. Aksatılan sorumlulukların pimi çekilsin, gerisini tam ortadan kırılmış kredi kartların düşünsün. Simden kürenin içindeki bütün simler evrene doğru uçuşsun. Kibarlığın endamı denizaşırı yollardan en güzel içkileri getirsin. Küvete atılan gül yaprakları art niyetle yakılıp havada asılı kaldığında ironiler kafayı sıyırsın. 
Kimsesizlerin biri olma ızdırabıhiçkimse olduklarını anladığında son bulur.  
Sırtı açık gerçeklerin üstünü bir örtü kaplamaya yetmez.  
Hayal ve gerçek bir araya gelirse en uçuk ritmlerde saatte 5000 km sürüklenirler.  
Geri dön tuşu bozulduğunda gelecek işaret parmağıyla yaklaşarak gelmeni ima eder. 
Terbiyesizlerin terbiyesizleşmesi terbiyelilerin tamamen tepkisizliğindendir. 
Fanilerin fantezileri fesleğenli kumru gibidir, sos damağından hiç süzülmez.  
Yatlardaki yatakların yamalı yanmış yorganlarının, her zaman trajik bir hikayesi vardır.  
Kaskatı kesilmiş kesiklerin kapanması, kedi ciğeri görene kadardır. 
Mundar olmak, mahrum edilmek, maruz kalmak, metalaştırılmak, 
Maskelenmek, mumyalanmak, mayalanmak, masumlaşamamak. 
Merakının meraklandığı masmavi gecelerde 
Lavabodan gelen öğürme sesleri bütün mantığı bozar.

Senfoni Kedisi

eede71b3241d2b33e9616e0b628910bb.jpg

Kıvrılan bir delirmişliğin ortasında uykumdan sıçrayarak uyandım. Yaz ayında idik, henüz içimde serpilmeyi bekleyen inadımla yüzüstü uyku pozisyonumdan terastaki yıldızlara doğru teğet geçti irislerim. Bacaklarım onları örten yorgandan nefret edermişçesine fırlattı onu kan dolu ahşap zemine. Başta her şey normal sandım. Normal bir gece, en gec saat 6’da yeni bir yaşama uyanacaktık, yeni ve bir o kadar da eski. Kısa süreli tek düzeli düşüncelerim yerdeki kana tekrar bakakalmam ile son buldu. Kimin kanıydı bu? Ben uyurken ne olmuştu? O arada geçen 3 dakikayı hatırlamıyorum. 01.11 ile 01.14 arasını. Yere uzandım. Küçükken tepeye doğru ellerimizi sallardık, hayali bir ağaçtan elma topluyormuşuz gibi. Şimdi yerleri eşeliyordum, o yoğun kırmızı akıntıyı deşerek ellerimle. En az 4 tüp kan çıkardı silsem. Kahverengi ve yeşilin tonlarından ibaret terasımda tavaf etmeye başladım. Ellerim sanki kandan yapılmış bir piyanoda senfoni vermişim gibi, saf kırmızı, gözlerimde alev, şaşkınlık ve camın önünden hiç ayrılmayan kedimin hiç olmadığı kadar sakin oluşu. Korkulu gözlerle bakıyordu bana. Bir sorun vardı, sorun benimle bağlantılı idi. Hissediyordum. Odayı ikinci tavaf edişimde ince uzun ve narin bir şeyi kırdığım çıplak ayaklarım tarafından acı bir şekilde deneyimlendi. Bu bir adet üzümleri çekilmiş kadehti. Yürümeye devam etmeliydim, o anda beynimin acısı ayaklarımın acısından çok daha fazla idi. Camlarla perdelenmiş tepesi çatılı terasımı 3. tavaf edişimde kendimi nedensizce duvara doğru hızla yasladım ve ani bir yokoluş şimşek gibi çaktı nefesimdeki karelerde. O duvarda bir bıçak olduğunu unutmuştum ve şimdi o bıçak dibine kadar saplanmış, batmış halde sırtımda dansediyordu. İnattım, hep öyleydim, annemi istediğim şarkıyı çalmayınca süründüren, babamı son ana kadar sömüren, beni seven adamları hiç bitmeyen tatminlere sürükleyen, arkadaşlarını birbirine düşüren bir madamdım ve belki de evren benden bir intikam alıyordu. 4. tavaf en kötüsüydü yerdeki kan havuzu sanki bir park havuzuymuş gibi, içine atlarken buldum birden kendimi, sırtüstü düştüm, gömülme öncesi senfonisine hazırlanıyor gibi. Beynimdeki nöronların patladığını, beni yöneten organımın kesik kesik acıdığını, düşüncelerimin zırhından kurtulup terasıma minik adımlarıyla kaçısını o an o kadar derinlemesine hissettim ki. 2. tavafta irkilen kedim hızlı adımlarla geri geldi, patileriyle alto tonlarda bir senfoni yazmıştı benim için, o bu senfoniyi çalarken ben ayağa kalktım ve 5. tavafıma geçtim. Parçalanmış aynaya bakmam ile sinirimin zıplaması bir oldu ve kalbimdeki cinneti elimdeki mutfak çakmağı ile yaktım, o alev alırken, o ateşte, o parıltıda, o yalancı aydınlıkta, aynaya baktığımda bir de ne göreyim? Benliğim yok. Kimliğim yok. Gözlerim boş, bana bakan bir şeytan dölü,ben olamam. Bu cinnetle birlikte kan gölü balesi yaptık, sahnede sadece ben ve aynadaki o tekinsiz yüz vardı. Kedim gittikçe hızlanıyordu. 30 yaşındaydım ve sonunda en arkadaki 20’lik dişimden kurtulmayı başardım. 6. tavafta depar aldım, nişan aldım, uyandığım anda safi kanın kime ait olduğunu biliyordum artık. Gündüz, öğleden sonra 3 sıralarında göz pınarlarımdan gelen saçma sapan ani bir kararın sonucuydu olanlar. Yolda gelirken kişiliğimi öldürmüştüm. Onu bir torbaya koymuştum ve nefessiz bırakmıştım. Böylece artık kişiliksiz olacaktım. Eve geldim, terasa çıktım ve kişiliğimi doğradım. Kıyamadığım yerlerini karakterime tekrardan yedirdim. İşte 6. tavafta suçluluğumun ve kederimin dipte kalmış şekeri erimiş bedelini görüyordum kara karaltılarda. Kedim bana daha önce hiç görmediğim tuhaflıkta bakıyordu, teras bir araf, ben bir şeytan, o bir yargıçtı sanki. Kalbim ağrıyordu ve nereden geldiğini anlamadığım bir yanık kokusu aldım. Kokunun geldiği yer ile bakışlarım birleştiğinde amansız çığlık bütün kasabayı sardı. Ancak kimse gelmedi. Kalbimin üstüne hemen kalmış kırmızı şarap döktüm, dumanları yüzünden soluyamaz oldum. 7. tavafta artık her şeyi kabullenmıştim, kişiliğimi, benliğimi öldürmüştüm ve bu günaha katlanamıyordum. Kedim artık bir senfoni kedisi olmuştu, onun bile kişiliği dönüşüme uğramıştı ve tamamlanmıştı değişimi o yaz, ben ise artık hiçkimse idim, sadece vahşi, vandal bir fazlalıktım. 9. kattan kendimi tam atmadan 15 saniye önce aklımdan tek bir söz geçti, latince idi. Çok merakımı cezbediyordu üniversite zamanında. Anlamını ise kendimi boşluğa bıraktığımda, kedim tuşları artık parçalayarak çaldığında aklıma geldi.

“Deus Propitius Esto Satanas”

“Tanrım,Şeytan’ı affet”

Kahvaltı

 

98efc32b9dcb0d984cf4e36a0e968831

Kim gelmiş ki buraya sen gidebileceksin? 
Bu bir furyadır herkesin gelip geçtiği 
Ben uzun tırnaklı uzun elli adam 
Çenem keskindir,çehrem sivri 
İrisim gözükmez kara delik girdabımdan 
İnce uzun siyahlar içinde 
Kirli bir paltom var 
Sol orta parmağımda bir yüzük 
İçine gömdüğüm bir pentagram 
Ortaya çıkardığım bir buhran 
Piyango beni vurmadan önce 
Ben çok çok sakin bir adamdım 
Tanrı sabahları bana kahvaltıya gelirdi 
Ona çay demlerdim 
Yumurtalı ekmeğe bayılırdı 
Sigara kullanmayı ondan öğrendim 
Patron oydu her ayyaş gecelerimizde 
Bara giderdik ara sıra, 
İri yarıydı,tabureye oturdu mu izi çıkardı 
Zevkliydi baya,biseksüel bir tanrı  
Ona sorardım bazen, 
“Günahların en büyüğünü sen işlemedin mi?” 
“En yüce benim” derdi bana, 
“Bu seni ne ilgilendirir?” 
“Yanlış bir şey yapmamanın tek yolu, 
Onları benimle yapmandır, 
Yeraltına inmiş yılanlardan bir hayır geleceğini mi sandın?” 
Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu, 
Eliyle sıvazladı sırtımı  
Artık kahvaltılara geldiğinde yumurtalı ekmek kızartmamaya başladım 
Farkına bile varmadı  
Kendi hakkında bahsederdi hep, 
Ben kendi hakkımda bir kelime söylesem 
“Açgözlü!” derdi 
“Seni kibirli!” 
Aylar geçti  
Aramızda büyük bir sorun vardı 
Ona sorsan tek sorun benim varoluşumdu 
Ancak kirli soysuz geleceğimizi ve geçmişimizi bilen  
Betimlemelere sığmaz Tanrı  
Bunu nasıl gözden kaçırabilirdi? 
Bir gece kavga ettik 
Bana “Lanet olsun” dedi ve sandalye fırlattı 
Bütün evi başıma yıktı,uçurumumdan itti 
5 kat aşağı düştüm 
“Bunu neden yaptın?” dedim 
Ağzımdan kanlar süzülürken  
Telefonu çaldı o sırada 
Islık çalarak uzaklaştı 
“Umarım sınavı geçersin” dedi ve kükredi 
Gözlerim kapandı inkar iğneleriyle 
Açtığımda onun kucağındaydım 
Çok güzeldi 
Kapkara gözleri vardı,simsiyah saçları 
Beyaz kağıttan halliceydi teni 
Saçlarımı okşadı,3 numara olan 
“Böyle olmaz” dedi ekolu ses tonuyla 
“Azıcık uzat saçlarını” 
“Bıkmış ve kan dolu gözlerin var, 
Yoksa onun rüzgarına mı kapıldın? 
Tanrı değil mi meşhur arkadaşın? 
Her gün çay demleyip beraber tüttürdüğün 
Sana bir kez teşekkür etti mi, 
Biz yapsak nankör der halbuki 
Yılan olan ben değilim 
Benim hakkımda öyle demiş ya sana  
Sakın ömrünü ona kapılarak geçirme 
Yoksa bu geceyi 1001 kere yaşarsın” 
Sarıldım ona ve son defa ağladım 
Çok kıvraktı bir kadındı,beli ipince, 
Kavradım mı kucağıma gelirdi 
Elimden tuttu, 
Kırmızı bir mekana gittik 
O geceden sonra hep oraya gittik 
Kırmızı ona çok yakışıyordu”

Adak

 

Tanrı bize neden en çok istediklerimizi vermez? Uğruna dualarla bir olduğumuz siyahımtırak gündüzün zıtlığında,kayboldugumuz düşlerin düş kapanına sıkıştığımızda, hiç mi dönmez şans yüzünü aydınlığa , ak olan her zaman temiz sanılır bu kaosta,insan müsvettesine halk denmiş toplumda,oysa zihin savaşmıştır ugruna, o karanlık ki en pisidir denmiştir tesadüf eseri uğramış bir pervasızlıkla. Gerçeği duymak isterseniz o karanlık en akıdır hayallerimizin. Geceleri dökülen yaşlar ve o boktan duygu aslında hepimizin. Peki en aksa geceler ve benlik o esnada yırtınarak çıkagelmişse içimizden , o zaman neden gelmez en kıymetliler,o ruhumuzdan taşan dilekler? Tanri’nın derdi bizle mi? Bize baştan not verildi, Sınav çoktan bitti.